, Locations of visitors to this page



0

Bir bayram böyle geçti

3/10/2008 tarihinde yazıldı.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


Dilerim güzel bir bayram yaşamışsınızdır. Dilerim bu bayram vicdanı temiz olanların bayramı olmuştur. Dilerim bu bayram hırsızlar, uğursuzlar, yetim hakkı yiyenler, insanları kandıranlar gün görmemiştir.

 

Işıklı günler için.

 

Ben bu bayram yurt dışında görevlendirilen eşime eşlik ettim. Onunla Strasbourg(Fransa) kentine gittim, eşim Avrupa birliği toplantılarına katılırken ben sokaklarda gezdim dolaştım. Bir gün Paris’e gittik.




 
Her seyahatimde olduğu gibi gördüklerimi düşünmeye düşündüklerimi analiz edip değerlendirmeye çalıştım. Günlük yaşamı anlamaya çalıştım. İnsanları anlamaya çalıştım, sistemin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bizim iyilerimizi kötülerimizi, onların iyilerini kötülerini değerlendirmeye çalıştım. İşte benim bayram tatilimin özeti aşağıda anlatıldığı gibidir.

 

Küçük bir havalimanı var Strasbourg’un çok fazla uçak inmediği için mi, yoksa bizim uçak indiğinde başka dış sefer olmadığı için mi pasaport ve gümrük işlemlerimiz çabuk bitti. Buna rağmen iyi giyimli, köylü giyimli vatandaşlarımızın öne geçme arzularını tebessümle izledim. Paçalı donlu köylü kadınımızın uyanıklığı yanı sıra, kravatlı insanımızın aynılaşmasını keyifle izledim. Aynen Türkiye trafiğinde aynılaşan profesör ve maganda gibi.

 

Strasbourg küçük olmakla birlikte tipik bir Avrupa kenti. Mesela yaya kaldırımından yayalar geçerken , yayaların üzerine araba süren magandalar orada yok. İllaki yok, nedense yok. Nereye gitseniz, lokanta, otel , dükkan, mağaza sizi karşılayan herkes önce bon jour (iyi günler) diyor, ayrılırken güle güle diyorlar. Pasaporttaki polis de aynı şekilde davranıyor.

 

Strasbourg’da çok büyük bir katedral var en çok ziyaret edilen yerlerden birisi orası. Etrafında restoranlar, sokak kahveleri var. Yemek yediğimiz restoranda Ali adlı Mısırlı güler yüzlü bir garson bize hizmet etti. Fiyatlar Türkiye’den farklı değil. Ama Fransa Türkiye’den zengin.

 

Paris’e gitmeyi çok istiyordum, Paris, Strasbourg arası İstanbul-Ankara mesafesinde. Trenle 7 saatte gideriz diye düşünüyordum gece biner sabah iner, akşam tekrar biner ve Strasburg’a dönerdik. İstasyona gidip tren saatlerini öğrenelim dedik. Baktık nerdeyse Paris’e saat başı tren var. Yolculuğun 2 saat 20 dakika olduğunu öğrenince “hızlı tren” ne demek anladık. Ve pazartesi sabahı 06.45 treni ile Paris’e gittik saat 09.05 te tren Paris l’est yani doğu garında idi. Eyfel kulesi, ChampEllyses, Opera derken akşamı ettik. Caddelerin genişiliği, meydanların bolluğu, kaldırımların genişliği insanda hayranlık uyandırıyor. Bizim Büyükşehir belediye başkanları eminim buraları görmüşlerdir. İnsan için şehir nasıl tanzim edilir bilinmemesi mümkün değil ama maalesef biz insan için değil arabalar için tanzim edilmiş şehirlere sahibiz. Şanzelize de ilginç bir WC var 1,5 Euro ödeyip giriyorsunuz, hacetinizi yaptığınız odada şarap sergileniyor, belki isterseniz ikram edecekler. WC’nin adı “point WC” yolunuz düşerse beni anımsayınız.

 

Paris güzel, Paris büyük ama beni sıkan ne oldu biliyor musunuz, her sokağın ve caddenin birbirinin kopyası gibi olması, tek farkları zengin ya da yoksul muhitlerde olmaları. Oysa İstanbul’da her sokak, her cadde, her semt birbirinden farklıdır, her gün keşfedecek bir şey vardır İstanbul’da, Ankara bile öyledir neredeyse. Paris’in tekdüzeliği beni sıktı desem bana güler misiniz bilmem.

 

Sokaklarda çok fazla iyi giyimli dilenci var, bu şaşırtıcı geldi bana, adamı veya kadını dilenirken değil yolda yürürken görseniz devlet görevlisi sanarsınız. Buna bir yorum getiremedim. Hiçbir şey yapmadan dileniyorlar, ne gitar çalıyor, ne de şarkı söylüyorlar, sadece avuç açmış dileniyorlar.

 

İşe giden kadın çokluğu dikkatimi çekti, sabah otelimizin önünden daha hava yeni aydınlanırken hızla yürüyen kadınları görüyordum. Kadınlar hayatın tam göbeğindeler.

 

Hanımlar Paris’e yolunuz düşünce eminim “Galerie La Fayette, Paris” e alışverişe gidiyorsunuzdur, ya da gitmelisiniz, müthiş bir mağaza içerideki sergileme ve gösteriler seyretmeye değer.

 

Müze falan gezmedim bu seyahatimde ben geçmişten ziyade an ile ilgilenen biriyim, anın güzelliğini veya gerçeğini keşfetmeyi seviyorum.

 

İşte dört günüm kısaca böyle geçti, ülkemdeyim, çok sevdiğim ülkemdeyim. Avrupalının yaşamı gibi yaşamı hak eden insanların yaşadığı ülkemdeyim.

 

Hepimizin borcu olduğunu düşündüğüm ülkemdeyim, sessiz çoğunluğun dürüst, namuslu ve hırsız olmadığına inandığım ülkemdeyim. Hoş bulduk .


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

Currently viewing Traffic Details for beklemeodasi.blogcu.com
Oğuzkan Bölükbaşı's Facebook profile